zocor side effects lojra me makina peso ideale lojra me kerre lojra me barbi lojra me kerre lojra per femije giochi per ragazze lojra falas indice di massa corporea
Çağlar DİNÇ
Karanlığı çözüyorum. Önceden adım adım indiğim her basamak, beni hep aynı noktaya getirirdi. Şimdi ise; kapattığım her kapı, başka yolculukların içindeymişim gibi basamakları atlayarak çıkartıyor beni. "Ne düşünebilirim?" sorusuyla boğulmuyorum artık. Güneş açtı, cehennem geçmişte kaldı. Şimdi provalar yapıyorum istediğim gibi, tek bir satır bile atlamadan.

Ait olmak.

Farklı kirpikler gelir ve geçer hayâtınızdan. Değişik saç telleri toplarsınız belki yatağınızın altından. Yuvarlatılmış her sayı, belki farklı bir telefon numarasını hatırlatır size. Önemli gün ve haftalarda yaşanmış anıların iğneleyen sancıları ile algı sınırlarınız zorlanıyordur belki. Art arda sıralanan bazı notalar, melodi olmak dışında da sorumluluklar üstleniyor olabilir. Ama tüm bunların anlamsız olmasını sağlayacak bir şey var ki; o da yalnızca bir kadına karşı “aidiyet” hissetmek.

Tek bir kadın vardır aslında. Tüm diğer kadınlar, mevzubahis kadın kalıbına uydurmaya çalıştığınız modellerdir tek başlarına. Bahsettiğim o modelin davranış örüntüsü ile ait olduğunuz kadının davranış örüntüsü arasında fark olmasın diye baskılama yoluna gitmeniz, davranışları yok saymanız ya da en ufak bir farklılığın zuhur etmesi durumunda bırakıp kaçmanız sanırım temel savunmalarınız olacaktır.

Kalıbı, asla taşmaması için, kalıbın asıl sahibinden hep biraz daha aşağıda olan, daha geride olan ve daha basit olan bir model seçerek doldurur, sonra da ait olduğunuz kadına ithâfen düzenlediğiniz o ayinlere, ritüellerinize dönüş yaparsınız.

Sonra, gün gelir bulursun onu. Fark edersin ki, sadece sen değilsin kalıpları dolduran. Dokunmaya hasret bir kaynaşıklıkla ömür geçirmektir sanırım böyle hissetmek. Sessizliğin içine ekilen çim tohumlarının kök salmalarını beklemeden karıncalara yem yapmaktır sanırım korkudan.

Submit to redditShare on Tumblr

Nymph

Işıl ışıl saçları, muhteşem gözleri ile size bakan, teni, vücûdu kusursuz, bir su yaratığı. Bir kadına edilebilecek en güzel iltifattır aynı zamanda.

Tasvîri; ayaklarına kadar dökülen dalga dalga ve parlak saçlar; bâdem şeklinde ve çok hafif çekik, simsiyah gözler; ufak, biçimli bir burun; karakterli, yumuşak kıvrımlı dudaklar; ovâl bir yüz; belli …

Submit to redditShare on Tumblr

Aşk, nah iki kişiliktir.

Sen, senin kendini sandığın kişi, senin olmak istediğin kişi, o, onun kendisini sandığı kişi, onun olmak istediği kişi, senin o olduğunu sandığın kişi, onun sen olduğunu sandığı kişi, senin onun olmasını istediğin kişi, onun senin olmanı istediği kişi.

Çok kalabalık lan. O kalabalıkta birbirinizi bulmanız bile zor. Bir anons falan ettirin bence. Siz daha karşılaşamamışsınız bile.

Submit to redditShare on Tumblr
İnsanın başkasına söyledikleri, kendi duymak istedikleridir. Yazdıkları, okumak istedikleridir. Sevmesi, sevilmeyi istediği biçimdedir.
- Tezer Özlü

En alâkasız zamanlarda, onunla ilgili anlık anı kırıntıları kıpraşır beyninde ve kalbinde. Mütemmim cüz’ün hâline gelmiş sevgili, gerçek anlamda eş ruhun olmuştur. Onun ruh hâli sende yansır, seninki onda. Farkında olmadan, günün belirli saatlerinde benzer hâlet-i ruhiyelerde bulursunuz kimliklerinizi. “Yine ağlamaklı gözleri galiba” diye düşünürken yakalarsın kendini. Aniden için burkulur. Hani yeni açmak üzere çiçekler için “aman dokunma, büyümez yoksa” derler ya; işte o kadar nârin, o kadar kırılgan ve o kadar hassas yerine inadına dokunmuş olursun böylece kalbinin. İşlerin tıkırındaymış ne fark eder? Amacına ulaşmışsın kaç yazar? Onun güzel gözlerinden birkaç damla yaş, karşısına hiçbir engel çıkmadan, yanaklarından süzülerek çenesine kadar erişebiliyorsa; bu kadar acizsen -ki o kadar aciz olmasan işaret parmağının sırtıyla çenesine doğru hareketlenen damlayı, daha yanağının üstündeyken ekarte ederdin- mutluluk denizine sıfır bir yalı inşa etsen bir başına, kaç yazar?

Ama yine de karamsarlıktan beri durmak için, çıkarırsın pembe gözlüklerini kılıfından; iki hohlarsın camlarına, silersin kazağının eteğiyle. Takarsın gözlüğü ve toz pembe görmeye başlarsın yine her şeyi. “o yalı öyle kalmayacak, daha panjurcu gelmedi; bakma pencerelerin böyle biçâre durduğuna. Hem boy boy çocuklar için de hâlâ şansımız vardır inşallah” diye avutursun kendini. Sonra şu delikanlı olmayan, kavanoz dipli dünyanın aslında en bahtiyâr insanlarından biri olduğunu fark edersiniz yeniden.

“Az daha sabredeyim be” dersin. “Sıkalım dişimizi.” Az kaldı, gelecek..

Submit to redditShare on Tumblr

Herkes gözü kapalı mı uyanıyor? Yoksa sadece ben miyim?

 Uyanmam lazım.. Birkaç dakika daha uyusam? Ama kalkmam lazım amk. Sikeyim yaa of!

Sonra gözleri açarım, “iyi de, ne rüya gördüm ben?”

Buraya kadar yazdıklarım 10-15 saniye. Rüyâmı unutmamla aynı süre. Anlatılmaz bir hayâl kırıklığı. Her defasında, istinasız her defasında bu 15 saniye içerisinde rüyâmı hatırlamadığımı anlayıp, hatırlamaya çalışırım bir süre. Rüyâmı unuttuğumu fiziksel olarak da hissediyorum. Bir buz küpünü avucunda sıktığını düşün, aynı his. Yok oluyor git gide. Yetişemiyorum. Uyandıktan sonraki 30. saniyedeyim. Hiçbir şey hatırlamıyorum. Gece gördüğüm her şey, Aether‘de yok oldu..

Çok kötü hissettiriyor. Ruhsuz hissettiriyor. Boş hissettiriyor. İnsan değilim sanki amk. Ve bu his tekrar uyuyabilmeme kadar sürüyor! En kötüsü de, o unutma hissi. Yavaş yavaş unuturken kendine kızıyorsun, sanki kızmak için başka nedenlerin yokmuş gibi.

Hatırlamaya çalışmaktan vazgeçene kadar rahatsız ediyor. Çok uzun süre bununla boğuşunca, kolay vazgeçmeye alışıyor insan. Ama yine de, her uyanmamda ilk kez oluyormuşçasına iğrenç hissettiriyor.

Biraz araştırınca, aslında insan vücudunun rüyâlarını hatırlamak değil, unutmak üzere programlandığını buldum. “Hee iyi lan o zaman, ben normalmişim ehe ehe” diye kendimi avutmaya çalışsam da, rüya bu amk sonuçta. Yokluğu çok hissediliyor. Ya insan rüyasında hayatının erkeğini/kadınını görüyor, o gün ya da gelecekte neler olacağı ile ilgili işaretler görüyor. Ben mal gibi uyuyup, camız gibi uyanıyorum! Al sana kendinden nefret etmek için bir sebep daha.

 

Ha, dersen ki “ne takıyorsun olm bu kadar, siktiret”, sana Ralph Waldo Emerson’ın bir sözü ile cevap verip, bu yazıyı da bitiririm.

Judge of your natural character by what you do in your dreams.

Submit to redditShare on Tumblr

Zor olm uyumak. Şimdi mesela ben uyuyabilmek için birilerinin sesine ihtiyaç duyuyorum. Mesela bir radyo programı, bol konuşmalı. Ya da bir belgesel. Uzay falan filan favorim. Ha bunlar olmayınca ne oluyor? Uyuyamıyorum. Kafam çok dolu. Pişmanlıklar, hatalar, seçimler falan. Zor yani.

Lisedeyken Muzo dinlerdim. Sonraları bozdu zaten. Biz kemik dinleyicileri kaybetti. Yemek programına falan katılmış diye duydum en son. İyi adamdı, yazık oldu. Neyse işte bu adam haftanın 5 günü program yapardı. Ben de uyku düzenimi ona göre ayarlamaya çalışırdım. Eğer program süresi boyunca uyursam ne ala, değilse sıçtık. Programa girerken 2 şarkı çalar, kahvesini içer, saat 23:00 – 23:05 sıralarında başlardı konuşmaya, kesintisiz 50 – 55 dakika konuşurdu. Sonra bir şarkı, sonra birkaç kişi daha bağlardı. Sonra Sezen Aksu ile bitirirdi. İşte bana da o zamanlardan kalma bir alışkanlık oldu bu. Uyuyamıyorum öyle kolay kolay. A Christmas Carol’daki hayaletler gibi gözümün önüne geliyor insanlar. Neden diye soruyorlar. Ne bileyim amk, basit değil mi cevabı? Çünkü ben bencil piçin tekiydim. Ama gel de anlat. Neyse; iyi geceler, üzgünüm..

Submit to redditShare on Tumblr

 

Ulan bunu yapmak ne zormuş. Kaç gündür bitiremiyorum. Bitireyim dediğim de birkaç kısa cümle. Bitirtmeyen de bunun bir miktar öz eleştiri içermesi. Bilinçaltımda buna tahammül edemiyorum sanırım.

Uzun zamandır buradayım. Bu uzun zamanın büyük bir kısmında da savruluyordum sanırım. Sorumsuz, basit, korkak, sonrasını düşünmeyen. Ki bu hal ve tavırlar, pek çok defa başımı derde soktu. Akıllandım mı? Hayır. Bencillik vardı bir de. Onun ben anasını sikeyim. Bunun farkında olup, değiştirmek için çaba sarf edip en ufak bir boşlukta karakterinizin bilinçsizce kontrolü ele alması gerçekten utanç verici bir durum. Utanıyorum da.

Ortalama bir zekaya sahibim. Ama hep daha fazlasının eksikliğini hissettim. Akıllı kadınlar etkiledi beni hep. Belki bazen de ben onları. Çok fazla insanın hayatına girip çıktım. Bencilliğim ve sorumsuzluğumla girdiğim hayatları post apokaliptik bir hale getirip toz oldum. Çok ah aldım, az vicdan yaptım. Hiçbir zaman şansım yaver gitmedi. Ki öyle olması da gerçekten öngörülebilir bir şeydi. Karma is a bitch, right? Rüyalarımı da hatırlamam mesela. Ama bu başka bir yazının konusu.

Çok insan üzdüm, hala da üzüyorum. Bunun hem farkında olup, hem de değiştirmek için bir şeyler yapmıyor değilim. Ama kırk yılın günahı, Bir hamamda atılmazmış. Bu üzdüğüm insanların çoğunluğu umurumda olmadı. Ama bazılarına yaptıklarım yüzünden, kendimden çok zaman nefret ettim. Bir şeyi değiştireceğinden değil, self punishment. Nefret etme kısmı da bende biraz aşırıya kaçıyor. Çok zor nefret ediyorum, Ama sağlam ediyorum. Bunu kendime karşı kullanınca, hapis hayatına dönüşüyor.

Onlara yaptıklarım, bana bir ömür yetecek vicdan azabı sahibi olmamı sağladı. Bunu okumayacak olsalar da, içimdeki zehri bir nebze atabilmek amacıyla yazdım bunu.

Yaptıklarım, karşılaştıkların ve çektiklerin için özür dilerim. Biliyorum acını azaltmayacak, belki de tam tersi olacak ama umarım günün birinde beni affedebilirsin. Hak etmesem de.

Submit to redditShare on Tumblr